Bir adalar ülkesi olan Maldivlerin başkenti Male’deyim. Sabah uçak alçalırken bu adalardan onlarcasını gördüm. Hint Okyanusu’nun ortasına kondurulmuş, açık mavi halkalar şeklinde birçok ada… Yukarıdan bakınca tam bir doğa harikası.
Maldivler ya da Adalar Ülkesi
Ada demişken, Maldivler toplam 1192 adadan oluşuyor. Bu adaların 187’sinde yerleşim var, 168’i ise otel adası. Geriye kalan 837 ada tamamen ıssız. Okyanusun ortasında, suya battı batacak gibi duran bu kadar çok adayı görünce insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: “Burada yaşamak riskli değil mi?”
Değilmiş. Öncelikle deprem riski çok düşük. Maldivler aktif fay hatlarının üzerinde değil. Tsunami riski var ama Maldivler bu konuda da şanslı. Etraftaki dalgayı dağıtan geniş mercan resiflerinden dolayı tsunami dalgaları yıkıcı bir şekilde buraya kadar ulaşamıyor. Diğer bir konu ise tropik fırtınalar. Maldivler, tropik tayfun kuşağının dışında kalıyor. Bu yüzden tropik fırtınalar Maldiveler’i nadiren etkiliyor.

Okyanusun ortasında olmalarında rağmen, doğal afetlere karşı doğal koruma altındalar. Bundan dolayıdır belki 2500 yıldır adada yerleşim devam ediyor.
Male’ye varış
Havalimanı, Hulhule Adası’nda bulunuyor. Ada neredeyse sadece havalimanından ibaret, bunun dışında herhangi bir yerleşim yok. Bir tarafta Male Adası, diğer tarafta ise Hulhumale Adası var. Bu üç ada birbirine köprülerle bağlanmış durumda. Diğer adalara ulaşmak için deniz yolu kullanılıyor genelde. Bir de deniz uçakları var. Havalimanının hemen yanında sürekli deniz uçakları inip kalkıyordu.
Kalcağım otel Male Adası’nda. Maldivler denince akla gelen beyaz kumsallı, turkuaz sulu adalardan biri değil burası. Aksine, dünyanın en yoğun nüfuslu yerleşim yerlerinden biri. Bir kilometre başına yaklaşık 18 000 kişi düşüyor. Karşılaştırmak açısından İstanbul’un nüfus yoğunluğuna bakıyorum. Kilometre başına 3000 kişi düşüyor. Male sokaklarında yürürken bunu hissetmemek mümkün değil. Bazı yerlerde, insan ve motosiklet kalabalığından adım atmak neredeyse imkansız.
Sahilde Vatoz Sürüsü
Otelde birkaç saat uykunun ardından öğleden sonra kendimi Male sokaklarına atıyorum. Ani bir yağmur bastırıyor. Az önce günlük güneşlikli. Yağmura rağmen sokaklarda amaçsızca dolaşmaya başlıyorum. Sahilde bir kalabalık var. Yaklaştığımda birkaç kişinin ellerinde oltalarıyla balık tuttuklarını görüyorum. Ama sahildeki ilginin asıl kaynağı hemen kıyıda yüzen vatoz sürüsü. Boğazdaki deniz analarının yerini burada vatozlar almış. Daha önce akvaryumda görmüştüm balıkları ama doğal ortamlarında ve sürü halinde ilk defa burada görüyorum.
Bir süre balıkçıları izliyorum. Oltanın ucundaki iğnelerde hiç birşey yok; ne bir yem, ne sahte balık, ne de canlı balık. Boş oltayı hemen kıyıya atıp küçük balık tutuyorlar, tuttukları gibi oltayı balıkla birlikte daha açığa atıp büyük balıkları yakalama peşindeler. İçlerinden sadece bir tanesi başarılı oluyor. Çok da büyük olmayan bir kılış balığı yakalıyor. Çok memnun değil gelen balıktan herhalde. İğneyi çıkardıktan sonra balığı kaldırımın kenarına atıyor, kovaya koymaya bile tenezzül etmiyor.
Tropikal Çarşı
Balıkçıları izlerken vakit çabuk geçiyor. Hava kararmaya başladı bile. Hemen arkadaki çarşıya giriyorum. Tezgahlar tropikal meyvelerle dolu. Coğrafya değişince pazarlarda satılan ürünler de bambaşka oluyor. Bir hindistan cevizi satıcısının önünden geçiyorum. Sadece hindistan cevizi satıyor ama çuvallarla hindistan cevizi var önünde. Ve daha onlarca farklı tropikal meyve ve sebze arasından çarşının başka bir alanına geçiyorum.

Kurutulmuş balık satıcılarının tezgahlarının bulunduğu alana yaklaşınca ağır bir koku karşılıyor. Koku dayanılacak gibi değil. İnsan gün boyu bu koku arasında nasıl durabilir diyorum. Balık kokusunu çok severim ama kurutulmuş balık kokusu bana göre değil.
Çarşıda dolaştığım son kısım ise yeme-içmeye ayrılmış. Maldivlerin sokak lezzetlerinin satıldığı küçük dükkanlar sıralanmış. Bu tatların neredeyse hepsini ilk kez görüyorum. Denemeye cesaret edemiyorum. Aslında hijyene çok takılan biri değilim ama yeni tatları denemekte zorlanıyorum sadece. Tezgahlar arasında biraz bakınarak çarşıdan çıkıyorum.
Male Balık Pazarı
Yolun karşısında ise bir balık pazarı var. Hint Okyanusu’nda tutulmuş dev balıkları görme umuduyla çarşıya giriyorum. Neredeyse hiç balık kalmamış. Sadece birkaç tezgahta kalan az sayıda balığın pazarlığı yapılıyor. Daha erken gelmeli buraya. Çıkarken çok sayıda kovadaki temişlenmiş balıklardan arda kalanları görünce anlıyorum çarşıda gün boyu satılan balığın ne kadar fazla olduğunu.

Daha önce Zanzibar‘da gezmiştim böyle bir balık pazarını. Birbirlerine çok benziyorlar. Hatta bir mezat denk gelmiştim. Oldukça renkli bir andı. Bugün aynı okyanusun balıklarının satıldığı başka bir adanın pazarındayım.
Adada Yaşamak
Male’de dolaşırken akla gelen sorulardan biri de bu oluyor. Küçük bir adada yaşamak nasıl bir duygu? Birkaç günde bütün sokaklarını gezersin. Ya daha sonra… Adada karşılaştığım birine soruyorum bunu. Adada iş bulmanın zor olduğunu söylüyor. En büyük problemlerden biri bu zannedersem. Adanın kısıtlı imkanları var ama nüfus sürekli artıyor. Boş zamanlarında ise kendi evlerinin olduğu başka bir adaya gittiğini söylüyor.

Daha önce başka bir adalar ülkesinde İsveç’te de, sahilde vapur beklerken böyle birisiyle tanışmıştım. O da herşeyi arkasında bırakıp bir adaya kitap yazmaya gidiyordu. Adada yaşamadım hiç, bunun nasıl bir duygu olduğunu bilmiyorum. Ama burada geçirdiğim birkaç saatle bunları düşündüm. “Bir gün ben de bir adaya yerleşmek istemiyim? Yerleşirsem sıkılır mıyım?” gibi sorularda Male’de son dakikalarımı geçiriyorum.


