Brüksel Gezilecek Yerler: Brüksel’in Büyüsüne Bir Gün Tanıklık

Brüksel’de bir gününüz var. Ne yapardınız? Brüj’e gider miydiniz?

Bu soruyu kime sorduysam, aldığım cevap istisnasız “kesinlikle Brüj’e giderdim” oldu. Kulağa biraz sıkıcı geliyor, biliyorum, ama ben Brüksel’de kaldım. Avrupa’da önemli bir başkent sonuçta. Daha önce birkaç kez ziyaret etmiş olsam da, bu sefer Brüksel’i tam anlamıyla keşfetmeye karar verdim.

bruksel panorama 1

Brüksel’e gece saatlerinde vardım. Havalimanından çıktım, karşı yola geçtim, kalacağım otel hemen orada. Odama çıkmadan her zaman yaptığım gibi otelin etrafına göz attım. Sonra resepsiyondaki kahve makinasından bir fincan kahve aldım. Dışarıda yolu izleyerek içmeye başladım. Aniden, yanıma heyecanla yaklaşan bir kişi geldi ve “Dünya düz mü, yoksa yuvarlak mı?” diye sordu. Uzun zamandır böylesine sorularla karşılaşmıyordum. Ben de heyecanlandım. Yuvarlak dedim. Dünyanın düz olduğunu düşünüyordu. Bir süre dünyanın şekli hakkındaki düşüncelerimizi paylaştık. Sonra o gitti, başka birisi geldi. Bir İngiliz, mühendismiş. Uçakların iniş takımlarına bir motor koyarak iniş sonrasında kaymasının engellenmesi ile ilgili bazı fikirlerini söyledi. Biraz da onunla konuştum. Brüksel’e adım atar atmaz buradaki insanların kafalarında dönen sorularla karşılaşmak iyi oldu. Otelin etrafındaki böyle bir atmosfer vardı. Bakalım şehirdeki atmosfer nasıl?

Sabah kahvaltıdan sonra, trene binmek için tekrar havalimanı tarafına geçtim. Bilet makinesine yaklaştığımda, Brüksel için biletlere göz atarken tekrar Brüj’e gitme fikrini düşündüm. Ancak kararım kesindi. Bugün Brüksel’i keşfedecektim. Hafta sonu için indirimli git gel bilet aldım ve trene atladım. Grand Place’a yakın bir durakta indim.

deja vu…

Brüksel’e ilk 11 yıl önce gelmiştim. Tren istasyonundan çıktım ve hayal meyal hatırladığım şehrin sokaklarına adımımı attım. Ne yöne gideceğim hakkında bir fikrim yoktu. Kalabalığı takip ettim ve sola döndüm. 11 yıl önce de aynısını yaptığımı hatırladım.

bruksel sokak fotograf

Alt geçit gibi bir yerin altından geçip dar sokaklara yönelirken, kafamdaki Brüksel manzaraları canlanmaya başladı: İleride sağda göz alıcı vitrinlerle dolu tarihi bir pasaj, sonra solda Grand Place, oradan ilerde Maison Dandoy’un önünden geçip Manneken Pis heykeli… Son Brüksel gezimden kalanlar bunlardı.

les galeries royales saint-hubert

Brüksel’de karşılaştığım ilk etkileyici yapı bu tarihi pasaj oldu. 19. yüzyılın başlarında inşa edilmiş ve Avrupa’nın en eski alışveriş pasajlarından biri olarak kabul ediliyor. İlk bakışta, Milano’daki The Galleria Vittorio Emanuele II‘yi anımsattı. Daha küçük ölçekte olsa da, benzer bir mimari güzellik ve zarafete sahip bir yapısı var. Les Galeries Royales Saint-Hubert, lüks mağazaları, çikolata ve mücevher dükkanlarıyla ünlüdür.

grand place

Les Galeries Royales Saint-Hubert’teki dükkanları bir süre gezdikten sonra pasajdan çıktım. Yine kalabalığı takip ettim. Kendimi dört tarafı muhteşem yapılarla çevrili bir meydanda buldum – işte burası Brüksel’in kalbiydi. Evet, Grand Place, şehrin tam merkezinde yer alıyor ve her zaman canlı ve renkli bir atmosfere sahip.

Grand Place, dünyanın en güzel meydanlarından biri olarak kabul ediliyor. Meydanın etrafındaki binalar, çeşitli dönemlerden ve tarzlardan etkilenerek inşa edilmiş. Gotik, Barok ve Rönesans tarzlarının harmanlandığı bu binalar, zengin süslemeleri ve detaylarıyla meydana büyüleyici bir hava katıyor.

Grand Place, Brüksel.
Grand Place’da bir ressam.

Diğer Avrupa şehirlerinde yaptığım gibi, Brüksel’de de bir yürüyüş turuna katılmak istedim. Genellikle bu turlar sabah saat 10-11 civarında başlar ve öğleden sonra da 1-2 gibi başka bir seansı olur. Meydana geldiğimde saat 10 civarındaydı. Katılmak istediğim turun bugün düzenlenmediğini öğrendim. Meydanda birkaç tur grubu vardı, ancak onların çoğu Fransızca konuşuyordu.

Meydandaki kahve dükkanlarından birine oturdum ve etrafımdaki yapıların güzelliklerini izlemeye başladım. Yapıların ne olduğunu tam olarak bilemiyordum, ancak biri kesinlikle belediye binasıydı. Çünkü binadan sürekli gelin ve damat çıkıyor, binanın önünde fotoğraf çektiriyorlardı. Avrupa’da belediye binaları genellikle böyle gösterişli ve ihtişamlı oluyor, Münih’teki gibi.

mimari güzellikler

Telefonumu çıkarıp binaların ne olduklarına baktım. Yüksek kulesi olan meydandaki en dikkat çekici yapı belediye binasıymış. Tahminim doğru çıktı. Meydanda ortaçağdan kalan tek yapı bu belediye binası. Binanın ön cephesi yerel halk için önemli düklerin, düşeslerin şövalyelerin ve bazı alegorik figürlerin çok sayıda heykelleriyle süslenmiş. Tabi, bunlar kopyaları. Orijinal heykeller Brüksel Şehir Müzesi’nde sergileniyor.

Grand Place, Brüksel.
Grand Place

Belediye binasının karşısındaki diğer bir etkileyici yapı, Brüksel Şehir Müzesi ya da King’s House olarak biliniyor. Adı kral evi olsa da gerçek anlanma bir kral burada hiç yaşamamış. Geçmişi ortaçağa kadar uzanan bu bina, zamanla yangınlar ve savaşlar nedeniyle birçok değişikliğe uğramış. Bugünkü hali büyük oranda 19. yüzyılın ortalarında yapılmış. Günümüzde, Brüksel tarihine dair binlerce eserin sergilendiği bir şehir müzesi olarak kullanılıyor. Müzenin en dikkat çekici yanı şüphesiz Brüksel’in simgelerinden Manneken Pis heykelinin orjinalinin burada sergileniyor olmasıdır.

Brüksel Belediye Binası
Brüksel Şehir Müzesi (King House)

Meydana bakan daha başka onlarca güzel bina var. Her biri birbirinden çekici. Çoğu bir zamanlar tüccarların iş yaptığı yapılar. Girişinde bir kuğu heykeli bulunan bir bina var mesela, eski zamanlarda tütün tüccarları tarafından kullanılmış. “El Arabası” adını taşıyan başka bir bina, çamaşır taşıyan kadın heykeli nedeniyle bu ismi almış. Bir diğer bina ise İspanyol hükümdarı II. Felipe’ye ithaf edilmiş ve tepesinde altından bir heykel yer alıyor. Sadece bu binalara bakarak Grand Place’da saatlerinizi geçirebilirsiniz.

Seyahatlerimde aldığım ilk buzdolabı magnetini hâlâ hatırlıyorum. Grand Place’a çıkan ara sokaklardan birinde bulunan bir hediyelik eşya dükkanından almıştım. Brüksel’in birbirine bitişik, rengârenk süslü evlerinin resmedildiği bir magnetti. Buzdolabından yere düştü kırıldı. O gün bugündür alçı magnet almıyorum.

manneken pis heykeli

Brüj’e gitmeyip Brüksel’de kalmamın asıl sebebi, Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi’ni (Royal Museums of Fine Arts of Belgium) ziyaret etmek istememdi. Grand Place’den ayrılıp müzeye doğru yürümeye başladım. Maison Dandoy’un önünden geçtim; Brüksel’in en ünlü waffle dükkanı. Şu an bomboştu. Müze gezisinin ardından daha da acıkacağımı düşünerek waffle yemeyi sonraya bıraktım.

Biraz ileride, ünlü Manneken Pis (İşeyen Çocuk) heykeli var. Heykel bu sefer Barselona formasıyla süslenmişti. Önünde her zamanki gibi kalabalık bir grup insan vardı. Muhtemelen çoğu bu heykelin bir kopya olduğunu bilmiyor. Bugüne kadar bunu ben de bilmiyordum. Birkaç kez heykeli çalma girişimi olmuş. Bunun üzerine, 1965 yılında heykelin orijinali Brüksel Şehir Müzesi’ne taşınmış ve yerine bir kopyası konmuş.

İşeyen çocuk (manneken pis) heykeli, Brüksel.
işeyen çocuk (manneken pis)

Heykeli ilk görenler genellikle büyük bir hayal kırıklığına uğruyorlar. Şehrin her köşesinde İşeyen Çocuk heykeli şeklinde eşyalarla karşılaşıyorsunuz ve bu durum büyük bir heykel beklemeye neden oluyor. Oysa gerçekte, yaklaşık yarım metre yüksekliğinde küçük bir heykeldir.

manneken pis efsanesi

manneken pis heykeli hakkında birçok efsane dolaşıyor. Bir tanesine göre, bu minik çocuğun idrarıyla bir yangını söndürerek şehri alevlerden koruduğuna inanılıyor.

Diğer bir rivayete göre ise; 1142 yılında Ransbeke’deki bir savaş sırasında, sadece iki yaşındaki Lord (Leuven Dükü Godfrey III), askerlerin moralini yükseltmek amacıyla bir ağaca sepet içinde asılır. Ardından düşman askerlerine karşı savaşırken ağaçtan işeyerek onların savaşı kaybetmelerine neden olur. Bu zaferin anısına çeşme yapılır ve bu minik heykel burada yer alır. Heykelin bulunduğu Eikstraat (Meşe Ağacı Sokağı) adlı sokak ismi ise savaştaki ağacın anısını yaşatıyor.

güzel sanatlar müzesi

Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi’ne doğru yürümeye devam ettim. Müzik Aletleri Müzesi’nin önünden geçtim; oldukça dikkat çekici bir binası vardı. Terasının dehşet güzel olduğunu duydum. Vaktim olursa bu müzeyi de ziyaret etmek istiyordum. Ancak şimdi öncelikle Güzel Sanatlar Müzesi’ni gezmek istiyordum.

Müzenin önüne vardığımda kapıların kapalı olduğunu fark ettim. Cumartesi günüydü ve hemen aklıma müzenin kapalı olabileceği geldi. Biraz endişelendim. Merdivenlerde oturan birkaç kişiye sordum ve müzenin henüz açılmadığını öğrendim. Bugün geç açılıyormuş. Bu haberle rahatladım. Açılış saatini beklemek için yolun karşısına geçtim; orası gölgede kalıyordu.

Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi, Brüksel.
Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi önündeki sıra.

Saat 11’e yaklaşırken, birden müzenin önü hareketlenmeye başladı. Kısa süre içinde sıra oluştu ve ben de sıranın en sonuna kaldım. Yavaş yavaş sıra ilerledi ve yaklaşık 20 dakika sonra müzeye giriş yapabildim. Bilet gişesindeki sırada da biraz bekledim. Farklı bilet seçenekleri vardı. Magritte Galerisi’ni ziyaret etmek için ayrı bir bilet alınması gerekiyormuş. Ben de Magritte+Collection bileti tercih ettim.

rüya gerçek arası tablolar

Müzenin en ilgi gören bölümü René Magritte’in tablolarının sergilendiği galerilerdi. Ne yalan söyleyeyim, Magritte’in 20. yüzyılın tanınmış sanatçılarından biri olduğunu burada öğrendim. Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi, sürrealizmin öncülerinden Magritte’in eserlerini içeren oldukça zengin bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor. Sanatçının en ünlü eserlerinden biri olan “Bu bir pipo değil” adlı pipo tablosu gibi sembollerin yer aldığı onlarca Magritte tablosu arasında biraz zaman geçirdim.

Bir Magritte tablosu, Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi.
Bir Magritte tablosu.

1880’li yıllardan fotoğrafların ve fotoğraf makinalarının sergilendiği küçük bir alan vardı. Rembrandt’ın otoportrelerinden bir tanesinin önünden geçtim. Binlerce eser arasında dolaşırken, sanki yer altına inmiş gibi hissettim, -8. kata kadar indim. Ayaklarım artık dayanamaz hale gelmişti. Neyse ki asansör açıldığında içerideki koltuklar günün sürprizi oldu. Asansörle giriş kata tekrar geldim. Enerjimi biraz toplayıp üst katlara çıktım.

bruegel

Pieter Bruegel’in “İkarus’un Düşüşü” tablosunun burada sergilendiğini de bilmiyordum. (Ne çok şey bilmiyormuşum!) Gördüğüme sevindim. Zeugma Mozaik Müzesi’nde de aynı hikaye bir mozaikte resmedilmişti. Gaziantep’te Dadalus ve İkarus’un hikayesini okurken internette bu tabloyu görmüştüm.

İkarus'un Düşüşü, Pieter Bruegel.
İkarus’un Düşüşü

Bruegel tabloları müzede en çok görmek istediğim eserlendendi. Sanat tarihçisi Gombrich’in “Sanat’ın Hikayesi” kitabında Bruegel’in yoğun bir meydandaki kış günü sahnelerini anlatan resimleri dikkatimi çekmişti. Şimdi onların sergilendiği bu küçük galeriye gitmek beni heyecanlandırıyor. Bruegel’in eserlerinin sergilendiği galeri, Magritte galerisi kadar ilgi gördüğünü söyleyemem. Benim için, müzede en fazla zaman geçirdiğim yer burası oldu.

Pieter Bruegel galerisi, Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi.
Bruegel galerisi.

Joos de Momper’ın “Babil Kulesi” tablosu da görmek istediğim eserler arasındaydı. Müzeden ayrılmaya hazırlanırken, en son bu tabloyu inceleme fırsatı buldum. Tabloda, yükselen bir kule ve etrafındaki insanlar oldukça detaylı bir şekilde tasvir ediliyor. Bu tablo, İncil’deki Babil Kulesi hikayesini anlatıyor. Hikayeye göre, insanlar bir kule inşa etmeye karar verirler ancak Tanrı, dillerini karıştırarak onları cezalandırır. Bu nedenle farklı dillerde konuşmaya başlarlar ve ayrılığa düşerler. Tablo, bu anlaşmazlığın ve karmaşanın sembolik bir yorumunu sunuyor.

Babil Kulesi, Joos de Momper.
Babil Kulesi’nin inşaası.

Müze ziyaretim, beklediğimden daha uzun ve yorucu geçti. Gezilecek yerler listemde Çikolata Müzesi, Art Nouveau’nun öncülerinden Victor Horta’nın evi ve Müzik Aletleri Müzesi gibi yerler vardı. Ancak maalesef artık bu yerleri gezmek için yeterli enerjim kalmadı.

wafflesız olmaz!

Dönüş yolunda Maison Dandoy’un önünden tekrar geçtim. Önü bu sefer çok yoğundu. Waffle yemek istiyordum. Ancak sırayı görünce bir an tereddüt ettim, belki başka bir yer mi tercih etmeliyim diye düşündüm. İki farklı sıra vardı. Birincisi kafenin üst katındaki masalara oturmak isteyenler için olan sıraydı, diğeri ise dışardaki masalarda oturmak isteyenlerin beklediği sıra. Dışarıdaki masalarda oturmak isteyenlerin sırası daha hızlı ilerliyormuş gibi görünüyordu, ben de o sıraya girdim.

Maison Dandoy waffle, Brüksel.
Maison Dandoy önündeki Waffle sırası.

Yaklaşık yarım saat sonra sıra bana geldi. Evet biraz uzun sürdü. Ama bu süre içinde hem waffle yapımını izleme fırsatım oldu hem de kafenin atmosferini daha yakından inceleme imkanı buldum. Sırada arkamda olanlar, Maison Dandoy’da satılan iki tür waffle (Brüksel ve Brüj) arasındaki farkı anlamaya çalışıyorlardı. Dayanamadım araya girdim. Buraya ikinci gelişim. Bildiklerimi anlattım. İlk geldiğimde waffle seçerken ben de zorlanmıştım. Bu yazıda Brüksel’de, Waffle nerde yenir?, Brüksel’deki ilk waffle deneyimimi ve bazı notlarımı paylaştım. Daha çıtır olan Brüksel benim favorim.

Beklemek biraz zahmetli olsa da sonunda tadına bakabilmek için değdi diyebilirim. Aslında normalde waffle yiyen birisi değilim ama Brüksel’e gelmişken wafflesız olmaz!

brüksel sokakları, son saatler…

Bugün Cumartesi. Sokaklar oldukça kalabalık ve meydanda bir konser düzenleniyor. Meydana bakan bir kafede oturup bir şeyler yedim. Sonarında birkaç saatimi ara sokaklarda dolaşarak geçirdim.

Brüksel pasaj.
Ara pasajlardan bir tanesi.

Grand Place’a geri döndüm ve meydan daha da kalabalıklaşmıştı. Oradan tren istasyonuna geçtim. Dönüş biletimle havalimanı trenine atladım. Bir gün böyle sona erdi. Yarın sabah erkenden yolculuk var…

brüj, gent, antwerp…

Bütün gün Brüksel’de kaldım. Şehri tam olarak gezip göremedim ve ne yazık ki Brüksel çevresindeki diğer güzel yerleri ziyaret edecek vaktim olmadı. Brüj, Avrupa’nın saklı incisi Gent, Antwerp, Leuven gibi şehirler ile küçük ve sevimli Melin kasabası hala gezilecek yerler listemde yer alıyor. Gelecek seferlerimde planım, sabahları bu yerlerden birine gidip öğleden sonrasını Brüksel’e ayırmak. Elde edeceğim deneyimleri ve gözlemleri burada paylaşmaya devam edeceğim.

Brüksel civarında gezdiğim ilk yer Brüj oldu. Aldığım notları burada bulabilirsiniz: Brüj Gezilecek Yerler: Rüya Gibi

Visited 9 times, 1 visit(s) today

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir