Ana SayfaKısa NotlarKitapÖlüler Evinden Anılar, Dostoyevski: Kısa Notlar

Ölüler Evinden Anılar, Dostoyevski: Kısa Notlar

Ölüler Evinden Anılar, Dostoyevski’nin Sibirya’da sürgünde geçirdiği 4 yılın romanıdır. Yarı roman, yarı otobiyografi tadında bir kitap.

Dostoyevski, 23 Ocak 1850 yılında henüz 28 yaşında iken hapse mahkum edildi. “Petrashevsky Çemberi” adı verilen, batı felsefesi ve edebiyatının konuşulduğu bir oluşumla bağlantısı olmasından dolayı bu cezaya çarptırıldı. Bu oluşum, Çar I. Nicholas tarafından zararlı görülen bir oluşumdu.

Dostoyevski, bu cezasından dolayı hayatının dört yılını Sibirya’da Omsk hapishanesinde geçirdi. Omsk, bir zamanlar Rusya’nın Sibirya sınırını korumak için kuralan kale ve civarında birkaç bin kişinin yaşadığı bir yerken, bugün 1 milyondan fazla nüfusa sahip bir şehir durumunda. İrtiş ve Om Nehirleri’nin kesiştiği bir yerde bulunuyor. İki nehir de, Rus romanlarından kürek mahkumlarıyla adını sıkça duyduğumuz Sibirya’nın meşhur nehirleridir.

İrtiş nehri, Sibirya.

Ölüler Evinden Anılar Konusu

Ölüler Evinden Anılar, Dostoyevski’nin Sibirya’da geçirdiği döneme dair bir anı kitabıdır. Roman tarzında yazılmış bir kitaptır. Ancak, geleneksel romanlarda olduğu gibi bir olaylar dizisi bulunmuyor. Romanın baş kahramanı olan Aleksandr Petrovich Goryanchikov’in hapishanede geçirdiği olaylara yer veriliyor. Aleksandr Petrovich’in karşılaştığı kişiler detaylı bir şekilde betimleniyor.

Dostoyevski, Aleksandr Petrovic karakteri altında hapishanede karşılaştığı kişileri ve şahit olduğu olayları inanılmaz derecede analiz ediyor. Karşılaştığı hemen herkesin karakterlerini ve içerisinde bulundukları psikolojik durumları ortaya koyuyor. Hatta bir katilin işlediği cinayeti anlatırkenki duygusuzluğu karşısında şaşırıyor. Mahkumların yaşadıkları fiziksel ve ruhsal sıkıntıları en ince ayrıntılarına kadar anlatıyor. Yer yer felsefi düşüncelerle dolu bir kitap.

Bir Mektup

Dostoyevski, Ölüler Evinde yaşadıklarını kardeşine yazdığı bir mektupta kaleme alıyor. Buradaki günlerinin boşa geçmediğini, sürgündeki hayatınının her anını değerlendirdiğini ve dahası Rus halkını tanıma imkanı yakaladığını söylüyor.

Dostoyevski’nin Sibirya sürgünü, onun edebiyat hayatını etkileyen dönüm noktalarından biri olmuştur. Suç ve Ceza’dan tanıdığımız edebiyat tarihinin en meşhur roman karakterlerinden Raskolnikov’la belki de burada karşılaştı. Ya da bu karakteri tasarlarken sürgünde karşılaştığı kişilerden ilham aldı.

Dostoyevski’nin kardeşine yazdığı mektup.

Kitaptan Bazı Alıntılar

Prangalar

Omsk Hapishanesi’nden ya da Dostoyevski’nin tabiri ile Ölüler Evi’nden geriye pek bir şey kalmamış. Sadece kale komutanın ikamet ettiği ev ayakta duruyor. Bu ev, günümüzde Dostoyevski Müzesi olarak kullanılıyor. Mahkumların hayatından bazı kesitler sergileniyor.

Sibirya’ya ilk seyahatim Omsk’a olmuştu. İlk ziyaret ettiğim yerlerden biri de bu müzeydi. Müzede sergilenen eserler arasında en etkiyeci olanı kuşkusuz prangalardı. Mahkumların bir an bile kurtulamadıkları, 10 kg ağırlığında demir prangalar. Banyo yaparken, kıyafetlerini değiştirirken hatta en ağır hastalıklara yakalandıklarında bile çıkarmalarına izin verilmiyordu. Mahkum öldükten sonra prangalar çözülüyordu.

Bir Pranga, Omsk Dostoyevski Müzesi’nden.

Dostoyevski, en azından ağır hastaların prangalarının çözülmesi gerektiğine notlarında yer veriyor. Vereme yakalanan 25 yaşında genç bir mahkumun, hastalığının en ağır döneminde pranga ile ne kadar zorlandığına, ölümünden sonra çıkarılan prangaların şangırtısına ve bunlar yaşanırken hapishanedeki sessizliğe değiniyor.

Tiyatro

Kitapta dikkat çekici kısımlardan bir diğeri ise mahkumların Noel için hazırladıkları tiyatro gösterisine büyük önem vermeleriydi. Şehirde tiyatro yoktu ve mahkumlar yaptıkları gösterinin ne kadar iyi olduğunun hapishane dışarısında da yankılanmasını istiyorlardı. Birkaç gün de olsa, yaşadıkları hayatın zorluklarını bu şekilde unutmayı umuyorlardı.

Dostoyevski Müzesi, Omsk

Kişisel Notlar

Dostoyevski, Ölüler Evinden Anılar’da genellikle hapishanede karşılaştığı kişiler hakkındaki izlenimlerini anlattığını yukarıda belirtmiştik. Kitabın sonlarına doğru ya da özgürlüğüne yakın günlerde ise kendisi hakkındaki düşüncelerini de aktarmaya başlıyor.

Öncelikle sürgündeki ilk yılı aklına geliyor. Çok zorlandığını belki de hayatınının en zorlu yılları olduğunu ve o dönemin her anını hatırladığını söylüyor.

Ayrıca, birçok arkadaşı olmasına rağmen ne kadar yalnız olduğunu hatırlıyor. Bu yalnızlıkta geçmişini sorguluyor. Eskiden yaptığı hatalardan arınıp tekrar özgür kalacağı iple çekiyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -