Ana SayfaKısa NotlarKitapMelankoli 1-2, Jon Fosse: Kısa Notlar

Melankoli 1-2, Jon Fosse: Kısa Notlar

Norveç edebiyatının usta kalemlerinden Jon Fosse, “Melankoli 1-2” adlı başyapıtında insan psikolojisine dair etkileyici bir derinlik sunuyor. Kitap, Lars Hertervig adlı ressamın yaşamını ve sanatını mercek altına alarak, melankoli, yalnızlık ve güzellik gibi evrensel temalar etrafında dolaşıyor.

Neden Bu Kitabı Okumaya Karar Verdim?

İlk olarak, kitabın yazarının 2023 Nobel Edebiyat Ödülü‘nü kazanmış olması önemli bir faktördür. Her yıl, bu ödülü alan yazarların öne çıkan eserlerinden birini okuma geleneğim var.

Bir ressamın hikayesini anlatması da diğer bir etken. Son dönemde resim sanatı ve resimle ilgili her şey benim ilgimi çekiyor.

Son olarak, şimdiye kadar dünyanın en yüksek yazar yoğunluğuna sahip ülkesi Norveç’ten hiçbir yazarı okumamış olmam.

Yazarın Üslubu

Kitabı okumaya başladığımda beklentim oldukça yüksekti. Ancak, birkaç sayfa okuduktan sonra büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Yazar, daha önce pek karşılaşmadığım bir yazım tekniği kullanmıştı ve konular oldukça yavaş ilerliyordu. Sürekli tekrarlanan cümlelerle olaylara sanki bir büyüteçle bakıyormuşum gibi hissettim. Şunu itiraf etmeliyim ki; kitaba başlarken çok sıkılacağımı düşünmüştüm. Yanılmışım. Biraz ilerledikten sonra yazarın bu tekniği sarmaya başladı. Özellikle son bölüme doğru büyük keyif aldım ve kitap bitmese dedim.

Fosse’un minimalist üslubu ve seyrek dil kullanımı, Hertervig’in içsel dünyasına çeken bir hipnotizma etkisi yapıyor. Norveç manzarasının çarpıcı güzelliğine rağmen, kitabın odak noktası Hertervig’in tuvalde melankoliyi yakalama tutkusu. Fosse, okuyucuları Hertervig’in zihninin içine çekerken, sanatın gerçeklikle, yaşamla ve ölümle olan ince sınırlarını bulandırıyor.

melankoli 1 2 jon fosse sayfa

Kitabın Konusu

Roman, üç farklı anlatıcı tarafından örülü bir yapıya sahip. Hertervig’in hikayesinin yanı sıra, modern bir yazar ve sanatçının kız kardeşi de kendi bakış açılarından olaylara yaklaşıyor. Bu çoklu bakış açıları, okuyucuya bir mozaik sunarak, melankoli kavramını derinlemesine anlama fırsatı veriyor.

Melankoli 1 kitabının birinci ve ikinci bölümde, Lars’ın kendi bakış açısından iki günü anlatılıyor. Sanatçı yeteneği ve ev sahibesinin kızı Helene’ye duyduğu aşk üzerine takıntılıdır. O gün öğretmeniyle buluşmaya hazırlanmaktadır, değerlendirme alacaktır. Evde korku ve şüphe içinde yatmaktadır. Öğretmeni ne diyecek? İyi bir ressam mı? Evet, öyle. Hayır, değil. Gidip geliyor, gidip geliyor, gidip geliyor, gidip geliyor. Düşüncelerinin aşırı tekrarı okuyucunun başını döndürüyor. Peki Helene ne olacak? Onu seviyor. O da onu mu seviyor? Belki evet. Belki hayır. Onunla kaçacak mı? Yoksa amcasını mı seviyor? Yine bitmek bilmeyen tekrar.

İkinci Bölümde, üç yıl sonra Hertervig’i Norveç’te, bir akıl hastanesinde olarak buluyoruz. Durumu iyi değil. Hala Helene’e takılmış durumda. Resim yapmak istiyor, ancak izin verilmiyor.

melankoli 1 2 jon fosse kapak

Üçüncü Bölümde okuyucu, 1991’e atlayarak Norveçli yazar Vidme ile tanışır. Hayatının deneyimini yaşamıştır, Oslo Ulusal Galerisi’nde Hertervig’in “Borgøya’dan” adlı bir tablosuyla karşılaşmıştır. Vidme bu deneyim hakkında konuşur ve akıl sağlığı da yerinde gibi görünmemektedir. Vidme, gerçekten var olan bir kişi mi, yoksa Fosse’un kendisini temsil etmek üzere yarattığı bir karakter mi, bilinmemektedir?

Melankoli 2 kitabı ise Lars’ın ablası Helene’nin bir günüdür. Melankoli 2, bir ailenin iç dinamiklerini ve her bir bireyin kendi iç dünyasını nasıl yaşadığını anlamaya yönelik bir keşif sunarken, Helene’nin gözünden Lars’ın yaşamının zengin ve dokunaklı bir portresini çiziyor.

Jon Fosse’un Duygusal Derinlikleriyle Yüzleşme

“Melankoli”, Fosse’un edebi zekasının bir yansımasıdır. O, insan duygularını çıplak bir netlik ve şiirsel güzellikle ele alarak, okuyuculara düşünceye dalmak, düşünceye kapılmak ve sanatın dönüştürücü gücünü takdir etme şansı veriyor. Kitap, insanın içsel dünyasının karmaşıklığını ve sanatın bu derinlikleri nasıl aydınlatabileceğini merak eden herkes için kaçırılmayacak bir okuma deneyimi sunuyor.

Hangi Çeviri Okunmalı

Banu Gürsaler Syvertsen’in Monokl yayınlarındaki çevirisini okudum, ki bu kitabın tek ve ilk basımıydı. İyi bir çeviri olduğunu söyleyebilirim; çeviri, romanın melankolik atmosferine uygun bir ton yakalamış.

Ancak, ilk baskı olmasından kaynaklı olarak, kitaptaki yazım hatalarının fazlalığı dikkatimi çekti. Zaman zaman okuma akışını bozan bu hatalar, dikkatimi dağıttı. Umarım sonraki baskılarda giderilir.

- Advertisement -